Geçmişten Geleceğe Sinema, Televizyon ve Tiyatro Yolculuğuna Ne Dersiniz ?

Bugünlerde yapacak değişik bir şeyler bulamıyoruz, gerçi bulsak bile bunu uygulamaya koymak için yeterince vaktimiz olmuyor. Günümüzün hızlı ve monoton yaşamından yeri geliyor hepimiz yakınıyoruz. Artık bu bizim doğurduğumuz bir neden mi yoksa katlanmak zorunda olduğumuz bir sonuç mu tam bir muamma…
Beyoğlu’na çıkmak diye bir deyim varmış eskiden, sevgililer el ele tutuşur Taksim sinemalarına gidermiş. Zaman o zamanın şartları tabi, her şey bu kadar elimizin altında değilken insanlar vakitlerini böyle değerlendirirmiş. Şimdi ise çoğumuz televizyonumuzun karşısındaki kocaman ve rahat koltukları tercih ediyoruz. Yoksa hangimiz sevmez ki Yeşilçam’ın o entrika dolu filmlerini, Hulusi Kentmen’in pala bıyıklarını, Türkan Şoray’ın bakışlarını…
Geçenlerde gittiğim bir müzeden bahsetmek istiyorum. Aslında müzeden ziyade günümüze kadar gelen Türk Sinema, Televizyon ve Tiyatrosu’nun efsaneye dönüşen eserlerinin sergilendiği , bir yandan da yükselen film müzikleri ve replikleri ile insanın kendini o döneme ait hissettiği nadide mekanlardan. Üstelik bu müze çok uzağımızda da değil, bazılarımızın her gün yakınlarından geçip belki de hiç fark etmediği Galatasaray Meydanı’nda.


Müzeye girdiğimiz anda başlıyor yolculuğumuz, duvarlardaki fotoğraflar ve tanıdık simalar bizi gülümseyerek selamlıyor. Toplamda dört kattan oluşan müzede, ilk iki kat sinema ve televizyon sektörüne ayrılmış. İkinci kattta; film afişleri, kayıt cihazları, kameralarla nostalji kelimesine hakkını verircesine mağrur bir şekilde sergilenen eşyalar, üçüncü katta tiyatronun nadide oyuncularına ve eserlerine ayrılmış kitaplığa bırakıyor yerini. Herkesin ücretsiz faydalanabileceği; sinemadan televizyona, tiyatrodan edebiyata kısacası hemen her alanda faydalanabileceğimiz 60.000 kitaptan oluşan arşiviyle geniş kütüphanesi, hali hazırda ziyaretçilerini bekliyor. Dördüncü katta ise Türker İnanoğlu’nun 54 yıl boyunca mesleği ile ilgili almış olduğu ödüller, Erler Film’e ait afişlerin ve fotoğrafların sergilendiği Türker İnanoğlu “Türk Sinemasında 50.Yıl’’ Salonu bulunuyor. Bu müze, yolculuğumuzun sonunda enfes menülerinin yanında tadına doyulmaz panoramik Boğaz manzarası eşliğinde keyifli sohbetler için tasarlanmış Teras Cafe ve Restorant yer alıyor. Bu müze Türk sinema ve televizyon dünyasına genç yaşta adım atmış ve merdivenleri emin adımlarla tırmanmış Türker İnanoğlu tarafından 1996 yılında “Türker İnanoğlu Vakfı” kısaca “TÜRVAK” adıyla kurulmuş. Türk sinema ve televizyon sektörlerinde 54 yıl boyunca gerçekleştirdiği ilklerle adını duyuran Türker İnanoğlu, 2001 yılında kurmuş olduğu “TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı”nı Beyoğlu’ndaki yeni binasına taşımış. Türkiye’nin ilk ve tek sinema ve tiyatro müzesi olan TÜRVAK, yeni binasının kapılarını Ocak 2011′de İstanbullu nostalji meraklılarına açmış. İçeride sergilenen tüm eşya ve eserler özenle toplanmış ve bizim gibi genç meslektaşlara sektörün temellerini anlayabilmemiz için miras olarak bırakılmıştır.
Müzede, dönemlerinde kullanılan montaj makinaları ve kameralar ilgimi çekti. Sanki daha dün çekimler bitmiş ve bugün sergileniyorlarmışçasına sağlamlık, sağlam oldukları kadar da tarih ve geçmiş kokuyor. Bu duyguyu bilirsiniz, uzun yıllar kenarda bekletilmiş kitaplardan da gelir bu koku… Tabi ki balmumu sergi odasını unutmamak lazım. Kendine özgü selamıyla Sadri Alışık’a, akıllara kazınan neşeli kahkahalarıyla içimizi ısıtan Adile Naşit’e ve daha nice ustaya uğramadan geçmeyin. Ve son bir not daha; rahatlıkla inceleyebileceğiniz kara kaplı defterlerde çeşit çeşit senaryoları okuyabilme imkanımız var.
Eğer siz de bu aralar zamanınızı eğlenceli bir tarih yolculuğuyla değerlendirmek için aktiviteler arıyorsanız ve yolunuz İstiklal’e düşerse eskilere bir yolculuğa ne dersiniz ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder